BAD-I SABA

20 Kasım 2009


bad-ı saba; Sabah vakti esen ve ruhu okşayan, gönle ferahlık veren hafif rüzgar demekmiş..
hem kulağa hoş geliyor,hem göze..bugün karşılaştım onunla blog hayatına daha yeni başlamış genç bir eşcinsel arkadaşımız o..ne de iyi etmiş yazmaya başlamakla..bilgisayar oyunlarından birazcık sıyrılıp kendini anlatmaya başlamış,kalabalıkların içinden sıcak bir ortama giriş yapmış..tıp kı adı gibi, gönle ferahlık veren hafif rüzgar olmuş,pencerelerimizin aralığından sızan..

ÇİKOLATA


o kadar büyük yollar kat ettim ki bazen buna inanamıyorum..kendimce karaladığım sayfaların insanlar tarafından beğenilmesi çok mutlu ediyor beni..son olarak Selçuk Üniversitesinden bir arkadaşla röportaj yapmam ve bu röportajın hocası tarafından okunacak ve notlu değerlendirmeye tutulacak olması öyle büyük bir gururdu ki anlatamam..okulunda değerlendirmeye alındıktan sonra, o söyleşiyi, sizlerle de paylaşacağım..
bana şans getirdi..hayatıma girdi ve bilmediğim kapıları açtı..sanırım her başarılı erkeğin arkasında başarılı bir erkek yatıyor..
anlatacak başka şeylerimde var size..mesela Yanık Koza'mın askerliği Burdur'a çıkmış..Akdenizde olacağına çok sevindim..Tanrı ve o da biliyor ya mutluluğu için elimden gelen her şeyi yaparım..hayat böyle işte dayatmaları ve "illa yapmalısın"ları var..askerliğini bitirip İstanbul'a kapak atmasını çok istiyorum..hayalleri olamayacak şeyler değil çünkü..
ileride yaşlı bir adam olduğumda, geçmişe bakınca güzel adımlar attım demek istiyorum..güzel insanlar tanıdım güzel sergiler açtım..hayatın çoğu alanında başarılı olmaya çalıştım..yani yıllar sonra dönüp şöyle baktığımda gülümsemeyi diliyorum..iyi yazabildiğimi hala savunmuyorum..ben sadece bir anlatımcıyım..galiba yazmak için, iyi bir blog yazarı olmak için, aşmam gereken dik yokuşlar var..bir dünya bırakın biz çocuklara diyen o topluluğun arasında, güzel bir dünyayı kendime ve herkese bahçe yapmak istiyorum..Tanrı yarattığı "ne isterse" ona veremeyeceği hiç bir şey yokmuş,ben gelecek için Tanrıdan sadece bahçeler diliyorum..ordan bakınca küçücük bir şey belki ama anlamı o kadar büyük ki..1,73 lük boyumla koca gökdelenler yaratmak değilde amaç dönümlerce bahçeler yaratmak..panayırlar kurmak en çokta kimsesiz ve lösemili çocuklara..ilerisi için kazancımın bir kısmını vereceğim eller var..tabi tanınmış bir sanatçı olabilirsem..
ama istemek, var ya o istemek, her şeyi yaptırabiliyor insana..
friendfeed den bir arkadaşım şu soruyu sormuştu neden zengin olmak istersin?
bende yanıtlamıştım..daha çok çikolata alabilmek için..
tabi o anlamamıştı..sonra da ben anlatmıştım.."zengin olmak istiyorum; fakirlere düşkünlere yardıma muhtaçlara hastalara yaşam mücadelesi veren herkese yardımda buluna bilmek için..bunların karşılığında onlardan sadece çikolata istiyorum.."
hayat o kadar kısa ki yaşadığınız her anın kıymetini bilin..ve bir gün, daha çok çikolata yiyebilmek için uğraşın..

YALVARIRIM GİTME..

19 Kasım 2009


Bir Tutsağın Boynuna Geçirdiğiniz Zincirin Öteki Ucu, Kendi Boynunuza Takılıverir. EMERSON


gitmek isteyeni tutmayacaksın..sen ne kadar tutsanda o açık bulduğu kapıdan dışarıya çıkar zaten..gitme diye yalvarmayacaksın, o tüm yalvarmalara rağmen gidecektir çünkü..ve emin ol, hiç umrunda olmadan sen..çünkü herkes başta umrundadır..herkes için bu böyledir..sonra; sonra biter gönüllü tutsaklık..o an kafasına koyduysa, var ya, bavul bile aramaz eşyaları için, bir poşet bile yeterlidir..bazen almaz eşyalarını..amaç;bir an önce o evden çıkmaktadır..bir insan hayatından çıkıp gitmek, o eve bağlıymış gibi..sevişmeler unutulur..keşfedilen beden eski bir antika gibi yığılır yere..yemekli muhabbetler yerini sönmüş şamdanlara bırakır..televizyondaki eski Amerikan filmleri,eskiliğinde kalır..ışık yanmaz, abajur yine göz kırpar geceye..evin içinde kalmış tutsaklık; ayakkabılarını giyer,ceketini alır sırtına ve çıkıp gider..sana kalan ardından bakmaktır..bakarsın bir süre..
aslında hep terkedilendir,yalnız kalan..terkeden yeni hayatlar arar kendine..yeniden sevişmeye başlar..izlemediği Amerikan filmlerini izler..parlak ışıklarda dans eder..hep geride kalandır üzülen..elinde tutamadığı için değil, tutsaklığı sevmediği için özgür bırakmayı seçmiştir..haklıdır da kendi davasında..
şimdi onunla birlikte gittiği son tiyatro oyununu unutacak,son içtiği içkinin markasını hafızasından silecek, tipik fotoğraf yakmalar değilde, çöpe atmalar olacak hayatında..çünkü bazen küller bile hatırlatır insana..tutamazsın; elinden tutup gitme diyemezsin..o seni ezer geçer yine çıkar gider o kapıdan..sevgi bittiyse yeniden diri tutmak imkansızdır..biten bitmiş giden gitmiştir..kapıda kalırsın öylece, o son basamağıda terkederken, bütün kurallarını yıkıp düğümlenmiş boğazından çıkan tek ses darbesiyle seslenirsin, yalvarırım gitme!
p.s: bu yazı www.birmilyonkalem.com da da hayata geçmiştir..

hiç kimse eşcinsel olduğumun farkında bile değil..

18 Kasım 2009


Eşcinselliği sadece cinsellikten ibaret gören bir anlayışı yok etmek için, kullancağımız en donanımlı silah "aşk"tır..
ayakkabımın bağcıklarını ilikleyip kapıdan çıkıyorum..gösterişsiz sade bir kıyafetle toplumun arasına karışıyorum..en yakın gazete bayiinden günlük gazetemi alıp bir bank buluyorum kendime..şehirin tüm kargaşasından uzak, gözüme çarpan her haberi ve köşe yazılarını gözden geçiriyorum..hiç kimse eşcinsel olduğumun farkında bile değil..
gazeteyi katlayıp kalkıyorum olduğum yerden..yine topluluğun arasına karışma zamanı..Taksime gitmek için sarı dolmuşların olduğu durağa yaklaşıyorum..arka koltuğa istiflenmiş gibi oturan, dördüncü kişi oluyorum..ortalarında oturduğum insanlar eşcinsel olduğumu bilseler bana sürtündüklerine bin pişman olacaklar diye düşünüp, alaycı bir şekilde gülümsüyorum..hiç kimse eşcinsel olduğumun farkında bile değil..
Taksime geldiğimde bilinenin aksine gay barlara takılmaktansa bir kitapçıya gitmeyi daha uygun buluyorum..grup sekslerin yaşandığı bazı mekan aralıklarından uzaklaşıyorum..yaşı geçkin eşcinsellerin, toy delikanlı avcılığı yaptığı sokak aralarında işim yok..bir çay içimlik mola için küçük bir cafe buluyorum..sohbet eden insanlara kulak veriyorum..herkes yaşam dertlerinin arasında, hayatı sorgulamakla meşgul..demek ki gündem bizler değiliz, seviniyorum..hiç kimse eşcinsel olduğumun farkında bile değil..
peki ya farkındalıklar ne zaman başlıyor..bir tuvalet buluyorum kendime üzerimdeki pantolonu cavcavlı bir renk ile değiştiriyorum..gömleğim bayağı sade, düğmelerini açıp az tüylü göğsümü dışarıya çıkarıyorum..göz altlarıma hafif bir kalem darbesiyle şekil veriyorum..şimdi tekrardan dışarıya çıkma zamanı..toplumun tipik eşcinsellik anlayışını görselliğimle dışarıya vurmuş oluyorum..bilinenin aksine'lerini onlara anlatmaya gerek yok artık..gülümsüyorum..şimdi onlar tatmin olsunlar diye bir grup erkek bulup yatak fantazileri geliştiriyorum..arkamdan bana seslenen(amacı belli) yaşı geçkin adamları da unutmamak lazım tabi..ne de olsa toplumun eşcinsellikten anladığı bu..
unutulan en büyük gerçeği aşk'ı yaşadığımıza inanmayan homofobik gizli eşcinsellerin arasına karışıp o kalabalığın içinde kayboluyorum..
gazetemi nerede unuttuğumu bilmeden..

SON VALS

17 Kasım 2009

saatlerin hepsi aynı zamanın habercisidir..tek farkları belki de bir salise ileride ya da geride olmalarıdır..ama ne olursa olsun sonuç; zamanı gelince akrep ile yelkovanın onikinin üzerinde olmasındadır..

rüzgar şarkı söylüyor..
ama yağmur daha baskın..
bir yerde,bilmediğim bir apartımanın,
zemin katında bir bebek ağlıyor..
saat her zaman ki yoksunluğunda,
o tiz sesiyle dolduruyor sokağı..
ben Cihangir ya da beyoğlundayım..
yürüdüğüm yer ise Maçka..
ne farkeder saatler aynıysa..
bir merdiven korkuluğu bulup aşağılara doğru,
kaymak istiyorum..
yaşım geçkin, ama kalbim oniki sularında..
sayfalarca kitaplar yığılmış Kadıköyün,
toprak rengi sokak aralarına..
çevreye buram buram yayılıyor,
kuşe kağıtsız hayatlar..
gazeteler akşamüzerinden toplanmış..
bir tanesi bile kalmamış,
gelecek güne hayırlar ola..
ne alakaysa şimdi şiir..
oysa Ortaköyde de değilken üstüne üstelik..
kanlıcada yoğurtta yemiyorken,
balıkta tutmayacaksam Galata köprüsünden..
ki; kim söylemiş tutabildiğimi derken..
artık yarına kalmış misinanın ucundaki İstavritlerin,
hayatla son valsleri..
son vals buna denmeli..
"Uzun zamandır şiir yazmıyordum..yazayım dedim..yüreklerinize çok iyi bakın..mışıl uykular.."